20 Şubat 2017 Pazartesi

İngilizce Türkçe Elmalı pasta Tarifi

İngilizce Elmalı pasta Tarifi


Apple Crumble Pie Recipe – İngilizce Elmalı Tart Tarifi
Ingredients:
1 (9 inch) deep dish pie crust
5 cups apples -
peeled, cored and thinly sliced
1/2 cup white sugar
3/4 teaspoon ground
cinnamon
1/3 cup white sugar
3/4 cup all-purpose flour
6 tablespoons
butter
Directions
Preheat oven to 400 degrees F (200 degrees C.)
Arrange apple slices in unbaked pie shell. Mix 1/2 cup sugar and
cinnamon; sprinkle over apples.
Mix 1/3 cup sugar with flour; cut in butter
until crumbly. Spoon mixture over apples.
Bake in preheated oven until apples
are soft and top is lightly browned, about 40 minutes.
**
malzemeler:
1 (9 inç) tabak pasta kabuk
5 su bardağı elma – soyulmuş, özlü ve ince dilimlenmiş
1/2 su bardağı beyaz şeker
3/4 çay kaşığı tarçın
1/3 su bardağı beyaz şeker
Çok amaçlı un 3/4 su bardağı
6 yemek kaşığı tereyağı

ÇALIŞMAK VE TEMBELLİKLE İLGİLİ ATASÖZLERİMİZ AÇIKLAMALI

ÇALIŞMAK VE TEMBELLİKLE İLGİLİ ATASÖZLERİMİZ AÇIKLAMALI

Bakarsan bağ, bakmazsan dağ olur.
İster bağ, ister iş yeri, isterse bir eşya olsun, ona gerekli bakımı gösterirsek beklediğimiz faydaya kavuşuruz. Bir bağa bakmaz, onu çapalamaz, budamasını yapmaz, yabancı otlardan temizlemez ve gübrelemezsek bir zaman sonra onu dağa, verimsiz bir yere dönmüş görebiliriz. Bakımı olmayan bir iş yeri, bir eşya için de durum bundan farklı değildir.
Bakımdan uzak tutulmuş bir iş yerinde düzen gözetilmezse aksaklıklar giderek büyür, önü alınamaz olur, sonunda iş yeri iflasın eşiğine gelebilir. Bir eşyanın bozuk, kırık, eksik bir yanı yerinde ve zamanında giderilmezse, o eşya bir süre sonra kullanılamayacak hâle gelir. Unutulmamalıdır ki, bakılan ve onarılan şeyler ancak yararlanılacak şeyler olarak ortada kalıR

Bakmakla usta olunsa, köpekler (kediler) kasap olurdu.
Öğrenmenin esası denemeye ve yapmaya dayanır. Bir şey, başkasının yaptığı işe bakılarak öğrenilemez. Eğer bilgi ve becerinin de kazanılmasının yapmaya dayandığı düşünülürse, bir işin öğrenilmesinin seyretmeye değil, bizzat denemeye ve o iş üzerinde çalışmaya bağlı olduğu daha açıkça görülür. Ustalık da ancak böyle elde edilir.

... Çalışkanlık baht getirirtembellik taht götürür. .
Kral bile olsan, eğer çalışmazsan tahtından olursun.
Çalışırsan, (Ne istiyorsan) bahtında ne varsa o olur

Açık ağız aç kalmaz.
Çalışan, didinen, ne istediğini bilen, bıkmadan usanmadan bunu dile getiren kişi geçim yolunu bulur; muhtaç duruma düşmez, aç kalmaz.Adamın iyisi iş başında belli olur.
İnsanı gösteren sözü değil, işidir. Bir insanın gerçek değeri; becerikli mi beceriksiz mi, çalışkan mı tembel mi, başarılı mı başarısız mı, iyi mi kötü mü olduğu yaptığı işlerle, çevresindekilere karşı takındığı tutumla ölçülür.

Ağustosta gölge kovan, zemheride karnını ovar.
Vakit ve fırsat varken (yazın) çalışmayan, tembel tembel oturan, keyfini düşünen kimse, fırsat kaçtıktan sonra, çalışmanın zor olduğu günlerde (kışın) geçim sıkıntısı çeker; perişan olur, aç kalıp yoksul düşer.


Akıllıyı arkada tutma, akılsızı kılavuz etme.
Hangi işte, hangi yönetimde olursa olsun sağlıklı bir sonuca gidilmek isteniyorsa, mutlaka iyi ve doğru düşünenlere, işinin ehli ve akıllı kimselere öncelik verilmelidir; onlar takipçi değil, takip edilenler olmalıdır. Eğer bunun tersi yapılıp akılsız, ahmak, beceriksiz, anlayışı kıt kimselere öncelik verilir, onlar iş başına getirilirse yapılan işten olumlu bir sonuç elde edilemez; elde kalan yalnızca zarar olur.
Alet işler, el övünür.
İnsan ne iş yaparsa yapsın, ne kadar usta olursa olsun, o iş için gerekli araç-gereç olmadan başarı elde edemez. Durum bu kadar açık olduğu hâlde, araç-gereci bir tarafa atıp kendi ustalığı ile övünmekten geri durmaz insanoğlu.
Bağa bak üzüm olsun, yemeye yüzün olsun
(Bağda izin olsun, üzüm yemeye yüzün olsun).
Bir bağın bağ olması için gereken bakım gösterilmelidir. Üzümler zamanında budanmalı, gübrelenmeli, çapalanmalı ve sulanmalıdır. Bu yapılmazsa o bağdan istenilen üzüm alınamaz. Bu da bize gösteriyor ki emekle üzüm arasında sıkı bir ilişki var. Bir kişi bir şeyden verim bekliyor, fayda temin etmek istiyorsa gereken çabayı göstermeli; gerekli harcamalardan kaçmamalı, o şeye iyi bakmalıdır. Aksi takdirde o şeyden yararlanmaya yüzü olmaz.

Boş gezmekten bedava çalışmak yeğdir.
Boş olmak, hiçbir uğraşa girmeden gezmek insanı tembelliğe, miskinliğe alıştırır. Öyle ki bu insanların kimisi can sıkıntısından ne yapacağını bilemez olur, yanlış yola sapar, kötülüklere bile bulaşır. Parasız da olsa çalışmak, boş oturmamak insanı hareketli ve canlı yapar; girişimcilik yeteneğini artırır, onu geliştirir, zararlı alışkanlıklardan kurtarır. İleri de para kazanacağı bir iş bulmasına da kapı aralar.

Boynuz kulağı geçer  
(Boynuz kulaktan sonra çıkar ama kulağı geçer).
Eğitime sonradan da başlasa kimi yetenekli, becerikli, öğrenme ve kavrama gücü gelişkin olan çırak veya öğrenci, ustasından ya da öğreticisinden daha ileri gidebilir; onlardan daha başarılı olabilir.

Çiftçinin ambarı sabanın ucundadır.
Çiftçi, geçimini toprağı ekerek sağlamaya çalışan kimsedir. Bu bakımdan toprağı zamanında ve iyi sürmeli, tohumunu zamanında ekmelidir. Eğer bu işlerini zamanında ve lâyıkıyla yapmazsa, iyi verim alıp ambarlarını dolduramaz; başkasına muhtaç olup kapı çalar hâle gelir. Hemen her işte durum aynıdır. İyi sonuç almak isteyen kişi, işini zamanında ve iyi yapmalıdır.

Emek olmadan yemek olmaz.
Özenle ve çok çalışmadan bir şey kazanıp meydana getiremeyiz. Yiyip içmek, harcamak ve kısacası yaşayabilmek için haksız bir yolla değil, alın teri dökerek kazanmamız şarttır.Er olan ekmeğini taştan çıkarır.
Çalışkan, namuslu, gücüne ve kendine güvenen kişi aç kalmaz; başkasına muhtaç olmamak için en zor işlerde bile çalışır, her zorluğa katlanır, rızkını arayıp bulur.

Fakirlik ayıp değil, tembellik ayıp.
İnsanın kusur ve eksiği, ahlâkî yönü varlıkla belirlenemez. Bu bakımdan yoksul olması, geçimini sağlamakta güçlük çekmesi utanılacak bir durum değildir. Asıl utanılacak durum ve davranış, gücü varken tembellik edip çalışmamak ve yoksul düşmektir.

Gençliğin kıymeti ihtiyarlıkta bilinir (anlaşılır).
İnsanın gençliği göz açıp kapayıncaya kadardır. Ne olup bittiği pek anlaşılamadan geçip gider. İnsan ihtiyarlayınca şöyle düşünür, yapılacak pek çok şeyin var olduğunu fark eder. Ancak iş işten de geçmiştir. Çünkü bunları yapacak ne gücü ne de zamanı vardır. İşte o an, gençliğin ve gençlik günlerinin ne denli kıymetli olduğunu anlar.

İşine hor bakan (sanatını hor gören) boynuna torba takar.
Kişi, nasıl olursa olsun işini ya da 
sanatını küçük görmemelidir. Eğer böyle görürse işinin, sanatının gereğini yerine getirip para kazanamaz. Para kazanamayınca da geçim darlığına düşer. Sonunda ona buna avuç açar, dilencilik yapmaya başlar.

İş insanın aynasıdır.

Bir kişi hakkında yargıya varmak, nasıl bir kişi olduğunu öğrenmek mi istiyorsunuz?
O hâlde onun yaptığı işe bakınız. 
Çünkü yaptığı o iş, onun ne kadar sorumlu, bilgili ve yetenekli olduğunu açığa çıkarır.
İşleyen demir ışıldar (pas tutmaz).
Durağan durumdan hareketli duruma geçmek ve çalışmak, insandaki hantallığı, isteksizliği ve uyuşukluğu söküp atar; onu canlı, yetenekli ve verimli kılar. Ruhen ve bedenen güçlendirdiği gibi, maddî yönden de kazançlı yapar.

Kazanmayanın kazanı kaynamaz.
Yiyip içmek, geçimini temin etmek isteyen insan çalışıp kazanç sağlamak zorundadır. Kazancı olmayan insanın geçinmesi mümkü

SEVGİDE GÜNEŞ GİBİ OL MEVLANANIN SÖZÜNÜN AÇIKLAMASI

SEVGİDE GÜNEŞ GİBİ OL MEVLANANIN SÖZÜNÜN AÇIKLAMASI

SEVGİDE GÜNEŞ GİBİ OL,DOSTLUK VE KARDEŞLİKTE AKARSU GİBİ OL.
HATALARI ÖRTMEDE GECE GİBİ OL,TEVAZUDA TOPRAK GİBİ OL.
ÖFKENDE ÖLÜ GİBİ OL.
HER NE OLURSAN OL,YA OLDUĞUN GİBİ GÖRÜN,YA GÖRÜNDÜĞÜN GİBİ OL
  
Mevlana bu ünlü sözünde insanlara nasihat vermektedir.

SEVGİDE GÜNEŞ GİBİ OL.
Bilindiği gibi güneş her canlının üzerine eşit olarak doğmakta, batmakta ve onu ısıtmakta
Birisini sevip öbürünü sevmeme gibi bir durumdan uzak durmamızı ve herkese eşit davranmamızı ve güneş gibi her canlıya sıcak bir dost olarak yaklaşmamızı ögüt vermekte.

DOSTLUK VE KARDEŞLİKTE AKARSU GİBİ OL.
Bu cümlede de dostluğun ve kardeşliğin,önemini vurgulamakta,akarsuya benzetmesi.
Akan suyun üzerinde pislik oluşmadığını ve akarsuyun bu pislikleri alıp uzaklara götürmesi ve kendisini devamlı temiz tutması.
Dostluğu ve kardeşliği aynı ayarda görmesi ve bu ilişkilerde akarsu gibi temiz olunmasını ögütlemekte.

HATALARI ÖRTMEDE GECE GİBİ OL.
Buradaki gece karanlığı anlatmakta ve karanlıkta kusurların,hataların görünmiyeceği için insanlardan gece gibi olmasını istemekte.

TEVAZUDA TOPRAK GİBİ OL.
Mevlana burada yine benzetmeler eşliğinde övütlerine devam ediyor.
Tevazu:Alçak gönüllülük demek.
Toprak verimlidir ne dikersen sana onu kat kat geri verir ve toprak sana verdiği nimetleri sunarken kibirlenmez.
Bakmayı bilen gözler onun böbürlenmeden bize verdiği nimetleri görür ve bu cümlesinde
kibirden uzak durmamızı nasihat etmekte.
ÖFKEDE ÖLÜ GİBİ OL.
Mevlana celalettin Rumi’nin burada bizlerden istediği:
Bir ölünün fiziksel,bedensel ve sinirsel tepki veremiyeceğini bildiğimiz için öğütlerinde ölü benzetmesini işlemiş.
Öfkemize hakim  olmamız için ölü benzetmesini yapmış.
HER NE OLURSAN OL,YA OLDUĞUN GİBİ GÖRÜN,YA GÖRÜNDÜĞÜN GİBİ OL
Yukardaki cümlele de geçen nasihatlarını bu son cümlede özetlemiş.Bir insan,hayvan gibi görünebilir mi?İnsan insandır ve insanlığın gereğini yerine getirmelidir.
Kişinin kendini farklı bir şekilde göstermesinin yanlışlığını anlatmakta,bizlere burada  dürüst olmamız,İçten pazarlıklı ve art niyetli olmamızı,karşımızda ki kişileri kandıracak ve onlara kendimizi olduğumuzdan farklı gösterecek davranışlardan kaçınmamızı öğütlemekte.

TASI TARAĞI TOPLAMAK DEĞİMİNİN AÇIKLAMASI

TASI TARAĞI TOPLAMAK DEĞİMİNİN AÇIKLAMASI

Eski dönemlerde berberler, mesleklerini içra etmek için köy köy gezerlermiş.
Bu berberlerin yanında traş malzemesi olarak:
Tas, tarak, ustura, küçük bir ayna ve makas olurmuş.
Bir gün acemi bir berber, bir köye gitmiş ve bir adamı traş yapmaya başlamış.
Acemi berber, adamı sakal traşı yaparken suratında kesmedik yer bırakmamış.
En sonunda traş ettiği kişinin kulağını da kesmiş.
Adam hiç ses çıkarmadan, traşın bitmesini beklemiş.
Berber traş bitince adama yaptığı traşı göstermek için aynayı yüzüne doğru tutmuş.
Adam yüzünü kan içinde görünce, berbere seni vurmazsam namerdim demiş ve evine doğru koşmaya başlamış.
Evden tüfeğini alıp dışarıya çıktığında berberi bulamamış ve orada duran kişilere berberi gördünüz mü diye sormuş?
Köylüde berber tası tarağı topladı, kaçtı demişler.

AGNOSTİSİZM NEDİR AÇIKLAMASI

AGNOSTİSİZM NEDİR AÇIKLAMASI

Agnostisizm 'bilinemezcilik' demektir. En sık kullanım biçimi dini inançlara Agnostik 
yaklaşımdır. Bertrand Russell'ın tarif ettiği Agnostik bakış açısına göre, Tanrı'nın varlığı ve 
dünya ötesi yaşam hakkında, mevcut dinlerin öne sürdüğü iddiaların günümüzde
doğrulanması mümkün değildir. Dolayısıyla herhangi bir dine mensup olmak anlamsız 
görülebilir. Öte yandan Agnostisizm kendini "kesinlikle tanrı yoktur" diyen Ateizmden de 
ayrı tutar.

UNUTKAN SİNCAP ÇOCUK MASALI

UNUTKAN SİNCAP ÇOCUK MASALI





Bir varmış bir yokmuş evvel zaman içinde
Masallar ülkesinde, güzel bir orman varmış.
Bu şirin ormanda ki ağaçlar güneşin ışıklarından faydalanmak için, birbirleri ile kim hızlı büyüyecek yarışı içindeymişler. Bazen kavaklar çam ağaçlarının boyunu geçiyormuş, bazen de çam ağaçları kavakların boyunu geçiyormuş. Ceviz ağaçları da, kendilerinden kısa olan, fındık ağaçları ile siz cücesiniz diye alay ediyorlarmış. Kışın bittiğini ormanda ki ıhlamur ağaçları çiçek açıp etrafa o güzel kokularını yayarak haber vermişler. Bütün hayvanlar saklandıkları yuvalarından neşe içinde dışarı çıkmışlar. Ağaçlar yeşil renkli elbiselerini yeniden giymişler. Çiçekler kendilerini en güzel renklere boyamışlar. Arıları ve kelebekleri beklemeye başlamışlar. Kuşlar taze yaprakların arasında, en güzel şarkılarını söyleme telaşına düşmüşler. Her sene bahar geldiğinde yaptıkları gibi, yine en güzel öten kuşu bulmak için kendi aralarında yarışma düzenlemişler. Ama her zaman olduğu gibi, bülbül şampiyonluğunu yine kimseye kaptırmamış. Günler bu şirin ormanda böyle geçerken, bir sabah vakti yaşlı bir ceviz ağacının kovuğunda anne sincap dört tane yavru yapmış. Hemen sincap ailesinde bir telaş başlamış. Herkes yavru sincapları beslemek için, onlara fındık, ceviz taşımış. Yavru sincaplar yavaş yavaş büyümeye başlamış. Bir ay sonra yuvalarından çıkarak, yaşlı ceviz ağacının dallarında oynamaya başlamışlar. Anneleri onları ağaçlardan aşağıya düşmemeleri için sık sık uyarmak zorunda kalıyormuş. Aylar geçtikçe yavru sincaplar büyümüş.  Annelerinin yanından ayrılarak, kendilerine ayrı ayrı yuva yapmışlar. Bu yavrulardan birisinin kuyruğu beyaz renkliymiş. Rrmanda ki hayvanlar, ona beyaz kuyruk ismini takmışlar. Bu cana yakın yavru bütün ormanın sevgilisi olmuş.Beyaz kuyruk, çok yaramazmış.  Ormanda ki bütün hayvanlar onu sevdikleri için, hiç kızmıyorlarmış. Günleri oyun oynayarak neşe içinde geçmiş. Ormana sonbahar gelmiş, ağaçların yeşil yaprakları sarı renk almış. Haftalar sonra yere bir bir süzülmeye başlamışlar. Anneleri yavrularını yanına çağırmış: Yavrularım bakın ağaçlar yapraklarını dökmeye başladı. Yakında kış gelecek ve bu sizin ilk kışınız olacak.
Bu ormanda eskiden fındık ve ceviz ağaçları daha çoktu. Ama seneler geçtikçe sayıları devamlı azaldı. Onun için şimdiden kışın yiyeceğiniz ceviz ve fındıklarınızı toplayarak, onları saklayın diye nasihat vermiş. Bunun üzerine onlarda, bütün sincaplar gibi  ağaçların en yüksek yerlerine çıkarak, ceviz ile fındık toplamışlar. Topladıkları yiyecekleri kimseye göstermeden değişik yerlere toprağı kazarak, içine saklamışlar.  Havalar birden soğumuş, buz gibi rüzgârlar esmeye başlamış. Ormanda o güzel kuş sesleri duyulmaz olmuş. Herkes yuvalarına saklanmış, yağacak karları beklemeye başlamışlar.
Beyaz kuyruk bir sabah erkenden, yuvasından başını çıkartarak, dışarıya bakmış. Gözlerine inanamamış, her taraf kuyruğunun rengindeymiş. Bu ilk defa gördüğü beyazlığı merak ederek ağaçtan aşağıya inmiş. Başlamış karla oynamaya bir süre sonra üşüyüp tekrar yuvasına dönmüş. Akşama doğru karnı acıktığını hissederek, cevizlerini sakladığı yere, karların içinde zıplaya zıplaya gitmiş, yeri kazmaya başlamış. Ama bir türlü cevizlerini ve fındıklarını bulamamış. Bu arada hava kararmış, aç bir şekilde yuvasına dönmüş. O geceyi aç olduğu için hiç uyumadan geçirmiş. Sabah hava aydınlanır aydınlanmaz tekrar cevizlerini sakladığı yerleri, kazmış kazmış ama cevizlerini bulamamış.
Ağlayarak kardeşlerinin yanına gitmiş. Onlara cevizleri sakladığı yeri bulamadığını anlatmış. Kardeşleri ona biraz yiyecek vermişler, beyaz kuyruk tekrar yuvasına dönmüş.Ertesi gün tekrar hava aydınlanır aydınlanmaz cevizleri sakladığı yerleri kazmaya başlamış. Cevizlerini yine bulamamış. Çaresizlik içinde annesine gitmiş, ondan yiyecek bir şeyler istemiş. Annesi onun karnını doyurmuş. Beyaz kuyruğa kardeşlerin yiyeceklerini sakladıkları yerleri nasıl buluyorlar, sen neden sakladığın yerleri hatırlamıyorsun diye kızmış. Beyaz kuyruk ağlamaya başlamış, annesi ona ağlama demiş, bu sana ders olsun. Ben bu tehlikeyi bildiğim için fazladan ceviz saklamıştım. Onlar ikimize de yeter diye onu teselli etmiş. Bir kış boyunca kardeşleri onunla cevizleri sakladığı yeri bulamadı, diyerek alay etmişler. Aylar sonra güneş sıcak yüzünü göstermiş. Karlar yavaş yavaş erimeye başlamışlar. Ormanı yine ıhlamur ağaçlarının kokusu sarmış. Kuşlar baharın geldiğini öbür hayvanlara ötüşleri ile müjdelemişler. Annesi beyaz kuyruğu karşısına almış. Bir sincap için en utanılacak şeyin sakladığı yiyeceklerinin yerini bulamaması olduğunu ve onun için bu kışta aynı hataya düşmemen için çok dikkatli olmasını söylemiş. Beyaz kuyruğun yaptığı hatayı, bütün ormandaki yaşayan hayvanlar duymuşlar. Onunla alay etmeye başlamışlar. Beyaz kuyruk bir gün annesinin yanına giderek. Ona kendisi ile gelmesini rica etmiş, annesi merakla beyaz kuyruğu takip etmeye başlamış. Daldan dala, ağaçtan ağaca atlamışlar. Az gitmişler, uz gitmişler arkalarına dönerek bakmışlar. Birde ne görsünler bir kavak boyu yol gitmişler. 
Beyaz kuyruk sonunda durmuş ve annesine hiç ağaç olmayan bir yeri göstermiş.
Annesi oraya dikkatli bakınca gözlerine inanamamış. Beyaz kuyruğun gösterdiği yerde birçok ceviz ve fındık ağacının filizlendiğini görmüş. Beyaz kuyruk annesine bulamadığı ceviz ve fındıkları buraya gömdüğünü anlatmış. Annesi onun başını okşamış ve unutkanlığın bizleri besleyecek yeni ağaçların çıkmasına sebep oldu. Ama hayatta kalabilmek için bir daha böyle unutkanlık istemiyorum demiş. Masallar ülkesinde bu masalda anlatılmış ve bitmiş.
CENGİZ DAMAR

4 Ekim 2016 Salı

Akdeniz İkliminin Özellikleri Nelerde Görülür


Bu iklim esas Akdeniz Bölgemiz kıyıları boyunca görülür. 
Yüzey şekillerinin uzanış yönü nedeniyle Akdeniz kıyılarında dar, 
Ege kıyılarında daha geniş alanlarda etkilidir. 
Marmara denizi çevresine de sokulur. 
Ayrıca Güneydoğu Anadolu'nun Akdeniz'e yakın batı kesiminde de bazı değişikliklere uğrayarak etkili olur. 
Bu iklimin kıyı dağlarının aşağı yamaçlarında yaklaşık 700-800 m. yükseltiye kadar etkili olduğu görülür. 
Akdeniz ikliminin özellikleri
* Yıllık ortalama sıcaklık 15 - 18°e civarındadır. 
* Temmuz ayı ortalama sıcaklığı 25°e'yi geçer. 
* Ocak ayı ortalama sıcaklığı, güneyde 100e, Ege kıyılarında 7 - 8°e civarındadır. 
* Yazın güneyden gelen çöl ikliminin etkisinde kaldığından, yağış oluşmaz. 
* Yağışların yaklaşık yarısı kışın, cephesel etkiye bağlı olarak Kasım - Nisan ayları arasında düşmektedir. (1000 mm) 
* Kıyıya paralel uzanan dağlar, nemli havanın kışın kıyıda yığılmasına yol açarak, kış yağışlarının uzun sürmesine neden olur. 

Akdeniz İkliminin Doğal Bitki Örtüsü

Kısa, bodur ağaç ve çalılardır. Bu bitki örtüsüne maki adı verilir. Yaz kuraklığına uyum sağladığından yaprakları genellikle sert, tüylü, ince ve uzundur.
Zeytin, defne, keçiboynuzu, mersin, lavanta, kekik ve zakkum maki bitki topluluğu içinde yer alır.

Akdeniz İkliminin Görüldüğü Yerler
Akdeniz çevresindeki ülkelerde,
Güney Portekiz kıyılarında,
Afrika’da Kap Bölgesi’nde,
Güneybatı Avustralya kıyılarında,
Orta Şili’de,
Kuzey Amerika’da Kaliforniya yöresinde,
Güney Afrika Cumhuriyeti’nin Güney kıyılarında görülür.