8 Mayıs 2017 Pazartesi

Mercan Nedir Nerelerde Kullanılır

Kırmızı mercan takı yapmak için kullanılan özellikle
Mercan takılar eski Mısır ve diğer tarih öncesi mezarlarda bulunmuştur. Klasik edebiyatta geçer; Romalı şair Ovid kırmızı mercanı Perseus'un başını keşmis olduğu Gorgon'dan akan kanların o Medusa'nın bakışları ile taşlaşmasından oluştuğunu tanımlar. Pliny M.O. 1'inci yüzyılda Akdeniz'den Hindistan'a mercan ihraç edildiğini yazmaktadır. Romalılar mercanın çocukları kem gözden koruduğuna inanırlar ve mercandan çocuk boncukları ve takıları kullanırlardı. Ayrıca mercanın sağlıklı etkileri olduğuna inanırlar; öğütülmüş mercanı yılan ve akrep sokmasına karşı ilaç olarak kullanırlar ve bazı hastalıkların mercanın renk değiştirmesi suretiyle teşhis edilebileceğini sanarlardı. Hindistan'da ise antik Vedi astroloji ye göre kırmızı mercan Merih gezegeni ile bağlantılıydı.
Kırmızı mercan Akdeniz 'de 10 ile 300 metre derinlikte ve karanlıkta deniz mağaralarında veya üzerinde sarkan kayalar bulunan alanlarda düz olan denizaltı sathında yaşar. Yüzyıllardır taki ve heykelcik yapma için kullanıldığı için artık sığlarda çok az bulunmakta ve 1 metreden uzun ve 30 kgm'dan büyük kırmızı mercanlar bulunmamaktadır. Son iki yüzyılda özellikle KorsikaSardinyaTunusve az olarak Hırvatistan açıklarında dalgıçlar tarafından bulunup su yüzüne çıkarılmaktadır.
Akdeniz kırmızı mercanı, sıcak okyanuslarda bulunan sert mercanlara nazaran, kesmek ve kazmak için daha uygun yumuşaklık tadır ve içinde çatlak ve delikçikler bulunmadığı için küçük bibloların, takıların ve boncukların yapılmasına çok elverişlidir. Geleneksel olarak Avrupa'da tanınmış olarak mercandan takı ve heykelciklerin yapılma merkezi İtalya'da Napoli şehri yakınında bulunan Torre de Greco şehridir.
Mercan takılar veya heykelcikler yapılması şu aşamalardan geçer:
  • Dalgıçların çıkarmış olduğu dallı mercan parçaları önce beyazlaştıcı ile yıkanır.
  • Sonra su ile soğutulan döner yuvarlak testereler ile ince kesitlere kesilir ve bu kesitler zamparadan geçirilip keskin kısımlar düzleştirilir.
  • Bu kesitler özel dişçi aletlerine benzeyen matkaplar, ufak testereler, keskiler, zımparalama, cilalama aletleri ile vasıflı deneyimli ustalar tarafından şekillendirilirler. Bu sırada kesit kurutulmaz; işlenmekte iken devamlı olarak ıslak tutulur.
  • Takı veya heykelcik ortaya çıkartıldıktan sonra terabantinle karışık zeytinyağı ile boyanıp ve yumuşak bezlerle cilanalıp mercana has özel bir parıltı kazanır.
 Akdeniz'de bulunan özel kırmızı renkte bir mercan yani coralliidae (Corallium rubrum Linnaeus, 1758) türüdür. Kırmızı mercan denizaltında küçük yapraksız kırmızı renkli bir metre yükseklikte küçük dalları olan bir çalıya benzer. Rengi çok sıcak kırmızımsı pembe ile çok koyu bir kırmızı arasında değişebilir. Bu koyu kırmızı bazan 'mercan rengi' adıyla anılır. Kırmızı mercanın relatif öz kütlesi 3,86 olup Mohs sertlik skalasına göre sertliği 3,5'dur. Kırmızı mercanı yaşayan satıh tarafı normal olarak kırmızıdır ve nadiren beyaz olur ve bu yaşayan satıh bir koyu kırmızı renkli kireç taşından oluşmuş bir dallı budaklı şekilli nüve üstündedir ve bu yaşamayan nüve takı, boncuk veya heykelcik yapmak için kullanılır. Parlaklığı ve çok koyu ve değişmez rengi dolayısıyla kırmızı mercan takı yapmak için ta antik çağlardan beri kullanılmıştır. Halen de takı olarak tercih edilir bir madde olarak kullanılmaktadır.

KONÇERTO NEDİR KONÇERTONUN ÖZELLİKLERİ

KONÇERTO NEDİR KONÇERTONUN ÖZELLİKLERİ

Amacı bir veya birkaç müzik çalgısının virtüözitesini (çalma ustalığı) ve müzikal yeteneklerini dinleyiciye sunmak olan müzik parçasının genel adıdır. 
Genellikle ilk bölüm hızlı, ikinci bölüm yavaş, üçüncü bölüm ise yine hızlı olur. En genel şeklinde bir solo çalgı ve orkestra olur. İlk bölümün sonunda enstrümancının ustalığını gösterebilmesi için bir kadans mevcuttur. Klasik dönemde kadanslar o anda doğaçtan çalınırdı fakat günümüze yaklaştıkça besteciler ya da icracılar kadansları yazılmış bir örnekten yola çıkarak icra etmeye başladılar.

Konçerto ilk olarak erken barok dönemde ortaya çıkmış ve klasik döneme kadar gelişimini devam ettirmiş, en önemli temsilcisi Antonio Vivaldi sayılabilir. Yazmış olduğu 450 den fazla konçerto o dönemki birçok büyük besteciye ışık tutmuş ve konçertonun tarih içerisindeki gelişimini büyük ölçüde etkilemiştir. Aynı dönemde yaşamış olan A.Corelli, G.F.Handel ve J.S.Bach'da konçerto stilinde birçok eserler yazmışlardır. Bach'ın Brandenburg Konçertoları birçok enstrümanın birlikte müzik yaptığı çalınması ve dinlenmesi zevkli eserlerdir. Bu eserlerinde birçok enstrümanı aynı grup içinde kullanmıştır, kimi zaman solo olarak kimi zaman ise orkestra üyesi olarak. Bu tip konçertolar konçerto grosso adını alırlar. 

Birden çok solist vardır ve buna karşıt olarak arka planda bir orkestra grubu (ripieno) bulunur. 
Orkestra ve solistler sürekli bir çekişme içerisindedirler bu durumda sürekli bas (klavsen) hem orkestra ile hemde solistlerle birlikte iyi bir diyalog içerisindedir, barok eserlerin diğer örneklerinde de olduğu gibi eserin armonik yapısının çatısını oluşturur. Bu türün en önemli temsilcilerinden birisi A.Corelli'dir. A.Vivaldi ve G.F.Handel'de bu form içerisinde önemli eserler yazmıştır. Bölüm sayıları ise bestecisine göre değişkenlik gösterebilir. Örneğin, A.Corelli'nin konçerto grossoları 4 ya da 6 bölümden oluşurken A.Vivaldi'nin yazdıkları en fazla 4 bölümlüdür. G.F.Handel ise bazı konçertolarda 4 bazılarında 7 bölüm bile yazmıştır. Fakat bölüm sayıları açısından Corelli'ye daha yakındır. Hemen hemen bütün barok dönem bestecisinin bu türde eseri bulunmakla birlikte klasik dönemde birden çok solisli konçerto tarzı (konçerto grosso) pek nadiren kullanılmıştır. Mozart keman ve viyola için konçertant senfoni (symphonie konzertamte), flüt ve arp için konçerto olmak üzere iki büyük ve önemli eser yazmıştır. Daha sonraki zamanlarda ise L.van Beethoven keman, viyolonsel ve piyano için üçlü konçerto (triple konzert) yazmıştır. Bu dönemden sonra solistin önemi eserin yapısında daha büyük önem kazanmış ve artık bu tip yazım stillerine geç romantizm sonrasına kadar ara verilmiştir.

NESNE NEDİR KAÇA AYRILIR NESNENİN ÖZELLİKLERİ

NESNE NEDİR KAÇA AYRILIR NESNENİN ÖZELLİKLERİ 

NESNE, NESNENİN ÖZELLİKLERİ, ÇEŞİTLERİ, BELİRTİLİ NESNE, BELİRTİSİZ NESNE
Öznenin yaptığı eylemden etkilenen varlık ya da nesnedir.
Nesne, cümledeki kullanımına göre ikiye ayrılır:

1. Belirtili Nesne:

Öznenin yaptığı işten etkilenen öğe adın “i” (gösterme, belirtme) durumuyla çekimlenirse belirtili nesne görevi yapar.

Belirtili nesneyi bulabilmek için yükleme “Kimi? Neyi? Kimleri? Neleri?” sorularından uygun olan biri yöneltilir.
Örnek:

Çocuğun elindeki minik siyah köpeği hepimiz sevmiştik. (Neyi sevmiştik?)


Belirtili Nesne
Bu işin peşinde olduğunu biliyorum, saklama. (Neyi biliyorum?)
Belirtili Nesne

Seni de onu da yakından tanıyoruz. (Kimi tanıyoruz?)

Belirtili nesİ
2. Belirtisiz Nesne:

Öznenin yaptığı eylemden etkilenen öğe, ad durum eklerinden biriyle çekime girmişse cümle içinde belirtisiz nesne görevi yapar.

Belirtisiz nesneyi bulmak için yükleme “Ne?, Neler?” sorusu yöneltilir.

Örnek:

Ona her zaman bir kucak dolusu çiçek götürürdüm. (Ne götürürdüm?)

Belirtisiz Nesne

Her gece, Kırmızı Başlıklı Kız adında bir masal anlatırdı. (Ne anlatırdı?

Belirtisiz Nesne

Nesnenin Özellikleri:

-Nesne, yalnızca yükleminde eylem olan cümlelerde bulunur. Yükleminde ad ve ad soylu sözcüklerin bulunduğu cümlelerde nesne olmaz.

Örnek:

Bu adam, sorduğum tüm soruları yanıtsız bıraktı.

Nesne Eylem

-Nesne, tek sözcük olabildiği gibi sözcük grubu da olabilir.

Örnek:

Kalemleridefterlerikitapları, üst üste yığdı.


Nesne Öbeği


-Bazı cümlelerde ara söz, nesneyi açıklamak için kullanılır. Buna açıklamalı nesne denir. Bu söz, nesneyle birlikte tek öğe olarak değerlendirilir.


Örnek:
Babamıo büyük insanı, bir daha görmeyecektim.

Nesne Açıklamalı Nesne
Yaşlı kadın, çocuğu – o kuru, sıska vücudu – son bir kez kucakladı.  
                      
Nesne Açıklamalı Nesne 
-Kimi bileşik cümlelerde birden çok çekimli eylemin ya da  eylemsinin anlamını tek nesne tamamlayabilir, buna ortak nesne denir.

Örnek:
Kitabı eline aldı, bir süre okudu, sonra yerine koydu.


(“Kitabı belirtili nesnesi” aldı, okudu, koydu eylemlerinin ortak nesnesidir.)


-Eylemsiler ve eylemsilerin de yer aldığı çeşitli söz grupları cümlede nesne görevi yapar. 
Örnek:

Yan Cümle / Temel Cümle

Onun buraya gelişini / görmedim.

Belirtili Nesne Yüklem

Ders çalışmayı istemiyor.

Belirtili Nesne Yüklem

YANARDAĞLAR NASIL OLUŞUR ÜLKEMİZDEKİ SÖNMÜŞ YANARDAĞLAR

YANARDAĞLAR NASIL OLUŞUR ÜLKEMİZDEKİ SÖNMÜŞ YANARDAĞLAR

YANARDAĞLAR Yanardağların Oluşumu

Yanardağlar, yer altındaki ergimiş kayaçların ve gazların yani
magmanın yer kabuğundaki açıklıklardan püskürmesi sonucu dışarıya çıkan maddenin yığılmasıyla ortaya çıkan yükseltilerdir. Dışarıya çıkan maddeler katılaşırlar ve volkanik bir kaya, volkanik bir arazi oluştururlar.

Yanardağlar
genellikle levha sınırı denilen yerlerde veya çevresinde oluşur. Bu levha
sınırları, dünyayı parçalara bölen levhaların birbirleriyle olan
sınırlarıdır.Dünyamız bir yap-boz gibi levhalardan oluşmaktadır.Levhalar,çok
yavaş ama sürekli bir şekilde birbirlerine ya yaklaşarak ya da uzaklaşarak
hareket ederler (İşte birbirleriyle uzaklaşan levhaların hareketleri de
yanardağları oluşturabilmektedir).


Yanardağların oluşumunda magma da
etkindir.Magma,ergimiş haldeki mineraller ve bazı mineral kristallerinden oluşan
lapa benzeri yoğun bir sıvıdır.Magmayla beraber gazlarda bulunmaktadır.Bilim
adamlarına göre magmanın büyük bir kısmı Astenosferde diğer kısmı daalt manto da
yer almaktadır.

Yanardağların oluşum şekilleri:

Yayılma Sırtı:
Okyanus tabanında yanardağların oluşumunda rol oynar.
Dalma-batma bölgesi
yanardağları :Yanardağlar,iki levhanın çarpışması sonucu birinin diğerinin altına daldığı levha sınırlarına dalma-batma bölgesi denir.Buralarda yanardağ oluşabilmektedir.Eğer okyanusal bir levha üzerinde yanardağ oluşursa bir ada oluşturur.Bunlara volkanik ada denilmektedir.Büyüklükleri farklıdır.Bazen bir kaya parçası kadar küçük olur bazen de Hawaii gibi bir ada büyüklüğünde olur.

Yanardağ Püskürmesi

Magmanın yükselerek yer yüzüne çıkmasına
yanardağ püskürmesi denir. İki püskürme arasında günlerce, aylarca, yıllarca hatta asırlarca geçebilir.
Yanardağ püskürürken lav,taş,kil ve gaz gibi
maddeleri yeryüzüne bırakır. Lavlar yüzeye çıkan akışkan magmadır. Lavlar genellikle Silisyum Oksit (SiO2) içermektedir. SiO2’in oranı lavın yoğunluğunu etkilemektedir.Lavın yoğunluğu yanardağın şeklini de belirler. Yoğun olmayan lav kalkan biçiminde bir yanardağ oluşturabilir.Bunun nedeni ise lavların bal gibi çevreye dağılmasıdır.Yoğunluğu yüksek olan lav koni biçiminde bir yanardağ
oluşturabilir.
Lavların parça parça çıkmansa bomba denilmektedir. Gazlar
çok büyük miktarlarda açığa çıkabilir ve insanlar için olduğu kadar bitki ve hayvanların yaşamlarını oldukça olumsuz etkiler. Bu gazlar zehirli olduğundan dolayı bu gazları solumak hayati tehlike içermektedir.
Buharlar her yanardağ patlamasında oluşurlar. Isı yükseldiği zaman buharlarda tehlikeli olur.
Küller, patlama sırasında lav parçacıklarından oluşur. Bazı küller
patlamanın etkisiyle o kadar yükseğe çıkarlar ki bazen günler sonra
gelebilirler.
Taşlar,50 mm genişliğindeki parçacıklardır ve bunların da
çevreye zarar verebilmektedirler.
Bir de püskürmeyle beraber magmanın
katılımsı hali olan tüflerde dışarıya bırakılır.

Yanardağlar,bu maddeleri nasıl püskürürler?

Magma,Astenosferden sonra liyosferden yukarı çıkarken
bir magma odası oluşturur.Bu oda,sürekli genişleyen bir yapı gösterir.Bunun sebebi magma odasının çevresindeki kayaların lavlar tarafından eritilmesi sonucu
büyümektedir.Magma odasına biriken magma baca denilen çatlaklardan yeryüzüne ulaşır.Magmanın yeryüzüyle kesiştiği yerde yani ağızda püskürme başlar.Bazı şiddetli depremler yanardağların püskürmesine neden olabilmektedir.Fakat,bu olaya çok az rastlanılmaktadır.

Püskürme ve Yanardağ Tipleri;

a)Hawai tipi:
Bu püskürme tipi hafif şiddettedir. Bunun
nedeni lavın akışkan olup gazın çabuk kurtulmasıdır. Bu tipte en iyi bilinen yanardağ Mauna lao (Büyüyen dağ) ve Kilauea’dır. Hawai tipi yanardağların krateri çok büyüktür.


b)Stromboli Tipi:
Bu tip yanardağlar
İtalya’nın kıyılarında görülmnektedir. Patlamaları çok şiddetli değil fakat ard arda püskürürler. Lavı çok yoğun olmayıp Hawai tipi püskürmelerden daha yoğundur. Bu tipte gazlar daha da sıkışıktır.Lavlar çabuk katılaştığından yanardağ ağzının çevresinde birikirler.Bu tip yanardağların tepe kısımları kesilmiş gibi gözükür.


c)Volkan (Volkanu) Tipi:
Bu tip yanardağlar
ismini bir İtalyan adası olan Volkanu’dan almışlardır. Sicilya’nın kıyısında
sıralar halinde bulunan yanardağlar bu tiptendir. Patlamaları çok kuvvetli ve gürültülüdür. Çünkü lavları yoğun olduğu için gazları sıkışıktır.Patlamalarda iri kayalar ve volkanik küller de yoğun bir şekilde açığa çıkar.Lavlar çok yükseğe fırlar.

d)Pele Tipi:

Bu tip,Martinik Adasında bulunan Pele yanardaından ismini almıştır.
Bu tip yanardağların püskürmesi diğerlerinden çok farklıdır. Lav kratere ulaştığında katılaşır ve krateri kapatır. Basınç kuvvetlendiğinde yanardağ çok büyük bir şiddetle patlar ve kraterin üstü tamamen havaya uçar.Büyük miktarda volkanik kül gökyüzünü kaplar.

Yanardağların oluştuğu yerler
yanardağlar levha sınırları ve çevresinde oluşmaktadır.
Bu oluşan yanardağların bir kısmı halen etkin,bir kısmı uyuyan bir kısmı sönmüş yanardağlardır.
Ülkemizde bulunan yanardağların hepsi sönmüşlerdir.
Asırlardır patlamayan,aktif olmayan yanardağlara sönmüş yanardağlar denilmektedir.Bu yanardağlar yeniden aktif olma ihtimali azdır.
Fakat,bazı sönmüş diye nitelendirilen yanardağlardan biri Meksika'daki El Chichón yanardağı,1982 yılında aktif hale gelmiştir.Ülkemizdeki başlıca sönmüş yanardağlar Büyük Ağrı,KüçükAğrı,Tendürek,Süphan,Nemrut,Erciyes,Karacadağ,Melendiz,Hasan ve Karadağ'dır.
Uyuyan yanardağlar herhangi bir etkinliği olmayan yalnız
yeniden püskürme olasılığı olan yanardağlardır.

Etkin yanardağlar halen aktif olan yanardağlardır.
Etna,Kilauea,Mauna Lao,St. Helens başlıca etkin yanardağlardandır.
Yeryüzünde :
* Büyük Okyanus çevresi veya pasifik ateş çemberi,
* Atlas Okyanusu'nun orta kesimi ve Atlantik sırtı
(Burada denizin altında yanardağlar yoğundur),
* Akdeniz ve çevresinde,
Bazı kıtaların orta kesimlerinde aktif yanardağlar
bulunmaktadır.
Yanardağlar her nerde olursa olsun bir yanardağın
bulunduğu alanda yerleşim birimi (binalar,fabrikalar...) yapılması insan kaybına daha çok neden olmaktadır.Bu yüzden yanardağ çevresinde yerleşim birimlerinin kurulmaması hayati açıdan önemlidir.Yanardağlar tehlikeli değildir çevrelerine yerleşim birimleri kurulmadıkça.

Embesil, Moron, İdiot Nedir Anlamları

Embesil ne demek?

Zeka geriliğinin bir türüdür. Budala, aptal ve ahmak sözcükleri halk arasındaki kullanımıdır. Argo bir kullanıma da sahiptir.
Embesiller, özel eğitimden yararlanabilirler, mekanikleşmiş işlerde çalışabilirler ve kendi bakımını yapacak düzeye getirilebilirler. zeka düzeyi 26-50 IQ arasında tanımlanır. Taklit yoluyla şiir yazdırarak eğitilirlerse bir süre sonra 6-7 yaş düzeyinde basit şiirler yazabilirler.

Zeka geriliğinin diğer  türleri

Moron
Moron, IQ’sü 51-70 arasında olanların genel adı. 1910’da Henry Goddard tarafından adlandırıldı. sözcük Yunanca Moros sözcüğünden gelmektedir. Moros; donuk, cansız anlamındadır. Çok çalışırlarsa akademik başarı anlamında yavaş da olsa bir ilerleme söz konusudur. Özellikle gelişmemiş ülkelerde zamanla normal zekalı kişilerden ayırt edilemeyecek pozisyonlara gelebilirler.

İdiot
İdiot, Yunanca' dan gelme bir kelime olup başlangıçtaki anlamı “özel yeteneklerden yoksun kişi”dir. Latincede ise sıradan kişi anlamındadır. Geç Latincede “eğitilmemiş insan” demektir. 19. Yüzyılda kelime psikolojik bir terim oldu ve zeka seviyesi 0-25 arasında olan ve özbakımını hiçbir şekilde sağlayamayan kişileri tanımladı. Şiir yazabilmeleri söz konusu değildir.

5 Mayıs 2017 Cuma

REVAN NE DEMEK SÖZLÜK ANLAMI

REVAN NE DEMEK SÖZLÜK ANLAMI

REVAN NE DEMEK SÖZLÜK ANLAMI

GİDEN YÜRÜYEN
1. Akan, su gibi akıp giden. 2. Ruh, can.

AĞIT NEDİR TÜRKLERDE AĞIT ÇEŞİTLERİ

AĞIT NEDİR TÜRKLERDE AĞIT ÇEŞİTLERİ

Bir ölünün ya da acı bir olayın ardından söylenen ezgili şiirlere ağıt denir.
Anadolu’da çok yaygın olan ağıt geleneğinin kökleri Orta Asya’ya kadar uzanır.
Türk’ler ölülerin ardından yuğ adını verdikleri törenler düzenler ve bugünkü ağıtların örnekleri sayılan sagu’lar söylerlerdi.
Bilinen en eski sagu,
İÖ 7. yüzyılda yaşamış Türk Hakanı Alp Er Tunga’nın ölümü üzerinedir.
Belli bir şiir düzenine uygun olan ağıtlar dilden dile dolaşarak yaygınlaşır.Yüzyıllar boyu söylenerek , zengin bir sözlü edebiyat geleneği yaratacak kadar çok ağıt örneği günümüze ulaşmıştır.
Türk halk edebiyatında ağıtlar,genellikle önceden hazırlanmaksızın (doğaçlama) söylenen ve ozanı bilinmeyen (anonim)şiirlerdir. Bunla birlikte edebiyatımızda ozanı belli olan ve belli bir ezgi eşliğinde doğaçlama
-7-
söylenmeyen ağıtlar da vardır. Recaizade Mahmud Ekrem’in,oğlu Nijad’ın ölümü üzerine yazdığı şiir bu tir bir ağıttır:


Bu ayrılık bana yaman geldi pek
Ruhum hasta,kırık kolum kanadım
Ya gel bana,ya oraya beni çek
Gözüm nuru oğulcuğum,Nijad’ım.